Sembolizm (Symbolism) Akımı

Önceleri sadece şiir alanında ve şairler arasında ortaya çıkarak şekillenmeye başlayan bu akım, daha sonra edebiyatın öteki dallarını ve diğer sanat alanlarıyla özellikle resim sanatında çok etkili oluyordu. Sembolizm akımı, 1880’lerden sonra Fransa’da ortaya çıkmış ve diğer ülkelere de buradan yayılmıştır.

19 y.y da ortaya çıkan bu akım empresyonizmin izlenimci gerçekçiliği kadar diğer anlayışların maddeci tavrına karşılık duygu ve hayalci bir iç duyarlılığın önem taşıdığı ifadeci ve anlatımcı bir tavırla belirginleşti. Dönemin en büyük özelliği somuta karşı büyük bir yöneliş olmasıydı bu şekilde sanatta meydana gelen gerçekçilik, pozitivizm fikirlerinin insanın ruh dünyasını sınırlandığını söyleyen sembolik sanatçılar, bu durumu reddederek insanın iç dünyasına, hislerine yönelmişlerdir. Hayatın karanlık ve çarpık yönlerini hayalci bir düşünceyle yenileyen sembolistler romantik sanata yaklaşan bir konu seçimine sahipti. Sembolistlere göre dış dünya her insan tarafından farklı algılanmaktaydı işte sembolizmde bu algılanışın ifade edilme şekliydi. Dış dünya ve insan duyguları sembolist sanatçılar tarafından sembolik tabirlerle yansıtılmaktadır.

Bu akımın önemli temsilcileri: Gustave Moreau, George de Feure, Edward Burne-Jones

Akıma ait bazı eserler;

Self-Portrait with Death Playing the Fiddle , 1872
The Sin (Die Sünde), 1893
The Storm, 1893
Oedipe et le Sphinx, 1864

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir